Gezegen X

– Hayır Nikola, hayır. Bunları o aptallar sürüsüne anlatmak mı? Seni daha zeki biri sanırdım, bu söylediklerine gerçekten inanıyor musun? Olacakları göremiyor musun? Bak kaç kere söyledim, bir kere daha söyleyeyim; çok değil, bir kaç seneye, şimdiye kadar tanık olmadığımız vahşette bir savaş yaşayacağız. Toplu katliamlar olacak, bunlar olurken hep bizlerin geliştirdiği, bilimin her alanından buluşları, bizlerin insanlığın iyiliğini düşünerek geliştirdiğimiz buluşları nasıl daha fazla insan öldürürüz düşüncesi ile kullanacaklar. İnan bu kötüye kullanılabilecek bir şey değil dediğin her şeyin, şeytanın aklına gelmeyecek şekillerde nasıl kullanıldığını gördükçe ölmek isteyeceksin. Bunlar şeytandan bile kötüler, bunlar kendi çıkarları için insan hayatını birer sayıdan ibaret gören aşağılık insanlar.

Nikola camdan dışarıya, vadiye bakar halde, sessiz bir şekilde oturuyordu. Bu tartışmayı kim bilir kaç defa açmaya çalışmış, hepsinde de aynı öfkeli cevabı almıştı. O haklıydı, bunu bildiğinden itiraz edeceği noktaları düşünerek bu uzun söylevin bitmesini bekliyordu.

– Dostum, insanlar iyidir, buna yürekten inanıyorum. İnsanlığı kötü yapan bu yöneticiler, bu patronlar, krallar, padişahlar. Senin için en iyisini düşündüğünü iddia eden herkes bu kötülüğü besliyor. Eğer bunlar olmasaydı, farklı bir dünyada yaşasaydık, sen de biliyorsun paylaşmayı nasıl isterdim bunları. Şimdi bile içim içime sığmıyor, haykırmak istiyorum bu yaptıklarımızı. Tarihin dönüm noktalarından biri olacaktı, yalnızlığımıza son vermek için ilk adım olacaktı. Ama bu yaptıklarımızın en ufak parçası bile insanlığı yok olmaya götürecek durumdayken, devletler birbirlerine saldırmak için ufak bir kıvılcım beklerken bunu benden isteme. Bunları kimseye anlatamam, kimseye teslim edemem. En kötü seçenekte ne biliyor musun? Bunları ben insanlığa iyi bir düzen getirme amacıyla kullanmaya kalksam, kendimi o zalim hükümdarlardan biri olarak bulabilirim. Yapamam, bu maalesef benle birlikte gidecek. Senden tek ricam bu, lütfen benden sonra kimseye burada yaptıklarımızdan bahsetme. Kimseye planları verme.

Tam bir sessizlik olmuştu ki duvar dibinde yer alan cihazdan bir çınlama sesi geldi. Delikli kartın işlenmesi sona ermişti. Cihaz karttan okuduğu bilgiler ile radyo dalgaları yayıyor, yayılan dalgalar dışarıda, vadide yer alan otomatik yüzey düzleme aracına komutlar iletiyordu.

Burası Yakutistan’da Kuzey Buz Denizine 200 kilometre mesafede Olenyok Nehrinin böldüğü Kersyuke Vadisinde, ıssız bir noktaydı. Yüzlerce kilometre boyunca bulunabilecek en nadir canlı türünün insan olduğu bu noktayı daha önce buralardaki vahşi yaşamı araştırmış olan Pyotr’un tavsiyesi ile bulmuşlardı. Yıllar boyu bu vadiye Nikola ile, Pyotr ile ve kendileri gibi fikirleri zamanın ilerisinde olan, aynı zamanda varolan düzenden rahatsız kişilerle bir buluşma, kaçış noktası yapmışlar, fikirlerini burada özgürce deneyecek şartlar oluşturmuşlardı.

– Bu çok verimsiz bir yöntem. Kartlar yerine bakır plakalara hidroklorik asit ile veriyi kaydedecek bir sistem tasarladım. Bu kartın boyutlarında bir alana bunun kırk katı kadar veriyi sığdırabileceğimizi düşünüyorum. Hatta okumayı daha hassas ayarlayabilirsek yüzlerce katına çıkartabiliriz. Tekrar tekrar üstüne yazılabileceğinden yolculukta yeni kartlar gerektiğinde hammadde sıkıntısı da yaşamazsın.

– Mükemmel! Sen olmasan bu yolculuğa çıkmanın hayalini bile kuramazdım. Ne zaman çıkmaz bir yolda olduğumu düşünsem kapıyı açıp buradan gel diye çağırıyorsun.

Nikola içten bir kahkaha patlattı.

– Hadi canım sende. Bunlar senin yaptıklarını anca tamamlayabilecek küçük küçük parçalar. Eminim vaktin olsa bunları sen de tasarlayabilirsin. Konumuza dönecek olursak; söylediklerine katılıyorum, katılmasam zaten burada değil, Avrupa’nın, Amerika’nın gösterişli kulüplerinde, bizim yıllar önce yaptığımız sohbetleri yapıyor olurdum. Ama insanlığa karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Hemen suratını asma… Biliyorum denedin, bak Pyotr’a, hiç vazgeçti mi, hiç insanlara inanmayı bıraktı mı? Sen bu sonu olmayan yolculuk ile bizi kaderimizle yalnız bırakmak istiyorsun.

– Elimden geleni yaptım biliyorsun, daha fazlasını vereceğime inanmıyorum. Ben de vazgeçmedim insanlığa inanmaktan. Dediğim gibi sorun insanlık değil, insanlığın başındakiler, onları kandıran sistemler. İnsanlık daha iyi şartlara gelmiş olur mu, sömürü, zulüm, savaşlar sona ermiş olur mu bilmiyorum ama bir gün keşfetmek üzere bir hediye bırakacağım. Öyle ki keşfedildiğinde, görüp gülümsemeyecek kimse olmayacak.

– Anlamıyorum?

– Daha sonra devam ederiz Nikola, gel senin manyetik kaldıracını kuracağımız alan istediğimiz gibi olmuş mu kontrol edelim.

Aylar geçer, soğuk kış atlatılır, hayat yeniden yeşermeye başlar Kuzey Asya’nın uçsuz bucaksız topraklarında. Çözülen buzlar can vermiş, coşkulu bir şekilde akmaktaydı Olenyok nehri. Ren geyiği sürüleri ile göç eden yerel topluluklar yaşam tanrıçaları Aan Alahçın’a şükranlarını sunuyor, ellerinde ne varsa Kersyuke vadisindeki tuhaf topluluk ile paylaşıyorlardı. Bu göçerler sadece ellerindekileri paylaşmazlardı, aynı zamanda kendilerinden istenilenleri de temin ederlerdi imkan bulurlarsa. Bu sefer, özellikle beklenilen soya tohumlarını da getirmişti doğudan gelen bir grup.

Kersyuke’nin tuhaf topluluğunun sayısı da artmıştı. Göçerlerden biri ileride bu insanları gördüğüm en tuhaf ama en sıcak insanlar olarak tanımlayacaktı. “Vadide bir şey yapıyorlardı, kocaman dev bir alanı düzleştirmişlerdi. Aan Alahçın üzülmesin diye geri kalan yerlere bir çok ağaç dikmişlerdi ama. O alanın ortasında yuvarlak, parlak, metalden yapılmış bir şey vardı. Biz oradayken ne işe yaradığını anlamadık ama uzaklardayken oradan güçlü bir ışığın yükseldiğini gördük. Geceyi güneş gibi aydınlatmıştı o bölgede.“

Vadide, dünyanın geri kalanı, özellikle Avrupa’ya sinmiş olan kötümser hava yoktu. Bilimin farklı disiplinlerinden, ama siyasi olarak da kendilerini devletlerin politikalarından koparmış olan bilim insanları ile mühendisler, tam olarak 14 kişi, büyük bir coşku ve keyifle hazırlanıyorlardı. Artık beklenilen güne çok yaklaşılmış, son testler yapılıyordu. Bir yanda botanik bahçesinde minimum alanda en verimli ürün nasıl alınır çalışması yapılırken, biraz uzak bir bögede içi manyetiklerle çevrelenmiş bir binada parçacıkların birleştirilmesi ile enerji elde etme çalışması yapılıyordu. Geniş düzlük alanda bir platform iyiden iyiye yükselmiş ve ortasında göçmenlerin gördüklerinde anlam veremedikleri büyükçe bir “şey”, günden güne tamamlanıyordu. Normalde yüzlerce kişinin, yıllarca vereceği emek ile gerçekleşecek mekanik işler, radyo dalgaları ile kontrol edilen araçlarla, ki yerliler bunu sihir olarak ifade etmişti, dünyanın geri kalanı görse, onlar da farklı düşünmezlerdi, kolayca gerçekleştiriliyordu.

– Kalkış deneyinin sonucu geldi, küçük ölçekte herhangi bir sorun görünmüyor. Sadece eğimde ufak bir değişikliğe gitmemiz lazım belli bir noktada. Bunun ile ilgili algoritmayı hazırlayacağım. Tabii deneyi tekrar etsek iyi olur. Ne kadar vaktimiz olduğunu kestirebiliyor musun?

– Avrupa’daki gerilim buraya yansır mı acaba? Sanki sadece Balkanlar, belki Orta Avrupa’yı etkiler en fazla. Çar böyle bir güç gösterisine girmek isteyecektir ama Yakutistan’ı etkilemez diye düşünüyorum.

– Halkı orduya katmak için askerler dolaşacaktır, burayı keşfederlerse üstümüze gelebilirler. Projemizi öğrenirlerse elimizden, ortada bir şey yoksa, zihnimizden almak için her şeyi yapabilirler.

– O noktaya gelmez umarım işler. Bizim zaten iki ay içinde hazır olacağımızı düşünüyorum. Sonrasında burayı tahliye etmenizi zaten özellikle istiyorum.

– Merak etme, farklı fikirde olan kimse kalmadı. Devletlerin savaşına katkımız olmayacak. Toprağa derin bir depo kazıp, söktüğümüz parçaları orada tutmayı düşündüm ilk iş olarak. Teknik bilgileri ise imha edeceğiz. Depoyu bulsalar bile içindekilerin ne işe yaradıklarını çözmeleri elli yıl alır en az.

Beklenen kötü haber Temmuz’un ortalarında gelmişti. Avusturya veliahtı iki hafta önce Saraybosna’da öldürülmüş, Avrupa devletleri birbirlerine karşılıklı olarak ultimatom yayınlayıp duruyorlardı. Avrupa halkları zoraki bir orduya katılma durumunda bırakılıyor, yaşam alanları askeri tesislere çevriliyor, ekinlerine, ürettiklerine el koyuluyordu. Anarşist ve sosyalistler bu savaşta yer almayacaklarını açıklarken, birlikleri, örgütleri baskınlara uğruyor, yayınları kapattırılıyordu. Savaş kapitalizmin çıplak yüzünü, faşizmi ortaya çıkartmıştı.

– Aldığımız sinyal kesintisiz olarak sürüyor, sonuçları yanlış anlama ihtimaline göre farklı yöntemlerle tekrar tekrar sınadık. Tüm yöntemlerle aynı sonuca ulaştık, güneşi merkez alan bir koordinat sistemi. Gösterdiği nokta ise muhtemelen varolduğu varsayılan X gezegeninin ilerisinde, tahminen Güneş’in çekim etkisinin sınırlarında bir noktada. Koordinatlar dışında bir mesaj içermiyor sinyal.

– Koordinatları X gezegeninin yörüngesine girecek şekilde hesapladık. Oraya ulaştığında yayınlayacağın radyo dalgası verileri kartlara işlendi. Hareket ettikten yaklaşık olarak 18 yıl 7 ay sonra, yayına başladıktan 1 ay sonra muhtemelen cevap alacaksın, ya da kontak kuracaksın.

– Kalkış testlerini 1 kilometre yüksekliğe kadar test ettik, manyetik alan mükemmel çalışıyor. Füzyon motorları da testleri başarıyla tamamladı. Yaşam destek, oksijen üreteci, geri dönüşüm üniteleri ve sera da tamamlandı. Kısaca kalkışa hazırız.

– O zaman takvime uyalım, bir hafta sonra kalkış yapıyoruz.

Bu konuşma, bu cümle ile Kersyuke topluluğunun üzerine, şimdiye kadarki coşku ve neşelerinin yerine sessizlik ve hüzün çöktü. Kalkışa kadar, hatta kimileri için kalkıştan yıllar sonrasına kadar süren bir hüzündü bu. Topluluğun kalan üyeleri, savaştan sağ kalmayı başarabilenler elbette, yıllarını arkadaşlarının dönüşünü asla göremeyecekleri yıldızlara bakarak geçirdiler.

4 yıl süren savaş milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuş, uzaydan bakıldığında olmayan sınırlar, kağıtlar üzerinde yeniden çizilmiş, hayatın zenginlikleri gücü elinde tutanlar tarafından tekrar pay edilmişti. Ezilen, fakir halk yığınları için bir umut ışığı parlamış, parladığı gibi de başka türlü bir sömürü sistemine dönüşerek kaybolup gitmişti. İnsanlık yaralarını saramadan yeni ve daha büyük bir savaşın hazırlığına girmişti. Sağa sola savrulmuş Kersyuke topluluğunun üyeleri üzerinde bir asır geçmiş gibi hissettikleri o günleri, özellikle çalışmalarının başarıya ulaştığı o günü, şimdi dünyanın çok uzağında olan, sağlığından endişe etseler de kendisine çok güvendikleri arkadaşlarının yaptığı son konuşmayı unutamıyorlardı.

– Sevgili dostlarım, yoldaşlarım… Uzun yıllar süren çalışmalarımızın sonucunu alacağımız gün geldi. Hedefimize ulaşabilecek miyim, ulaşırsam temas kurabilecek miyim, temas kurabilirsem bir iletişim yöntemi bulabilecek miyim, bu konularda hiç bir fikrim yok. Hatta belki yolun başında, yaptığımız titiz çalışmaya rağmen bir şeyler yolunda gitmeyecek ve hayatımı kaybedeceğim. Olabilir.

Konuşmasının bu noktasında durmuş, Pyotr’a bakarak gülümseyip devam etmişti.

– O içten, coşkulu üslubu ile Pyotr’un bir yazısından alıntı yapacak olursam; “Herkesin bu yaşamın zenginliğini ve taşkınlığını yaşama olanağı sağlamak için mücadele et ve bu mücadelede, başka hiçbir etkinlikte benzerini bulamayacağın denli büyük sevinçler tadacağına emin ol.” Evet belki yolun başında hayatımı kaybedeceğim, ama insanlara, binlerce yıl boyunca kaybettikleri zenginliği, eşit ve özgür bir yaşamı sağlama niyetimi hiç bir dakika unutmadan yaşamış olacağım. Bir kurtarıcı ile buluşmaya gitmiyorum, umuyorum bir sömürücü ile de buluşmaya gitmiyorumdur. Oraya gidiyorum, daha doğrusu fiziken sadece ben olsam da, biz gidiyoruz, çünkü evrenin bu ufak, önemsiz noktası üzerinde yaptığımız bu savaşların, bu kölelik düzeninin ne kadar saçma olduğunu kanıtlayacağımızı umuyorum. Orada karşılaştığımız canlılara, insanlığın sadece yolunu kaybettiğini, gücü elinde bulunduran azınlığın boyunduruğu altında yaşayan milyonlarca insanın zincirlerden kurtulduğu nadir zamanlarda, hemen yeni bir yaşam kurmak için dayanışma geliştirdiklerini anlatacağım. Umuyorum onlardan da benzer hikayeleri alacağım, dönebilir miyim bilmiyorum ama X gezegeni çevresinden, ben öldükten sonra bile devam edecek bir radyo yayını yaparak insanlara anlatacağım. Onlara birbirleri ile değil, efendileri ile, onları ortadan kaldırıp, adil bir dünya kurmaları için kavga etmeleri çağrısını yapacağım. Biz yalnız değiliz, bu koca evrenin, küçük ama değerli bir parçasıyız, daha büyük, sınırları olmayan bir hayat bizlerin önünde kapılarını açıyor. Tek yapmamız gereken zincirlerimizi parçalamak. Dostlarım, sizleri, emekçi halkları, bu dağları, nehirleri, kuşları, geyikleri, bu dünyayı seviyorum. Biz değerliyiz ve değerimiz ihtirasları yüzünden dünyayı yok oluşa sürükleyen birkaç kişi yüzünden kaybolmayacak. Evine ekmek götüremeyen kadın ve erkeklerin göz yaşlarının, karanlık, rutubetli fabrikalarda sağlıklarını kaybeden çocuk işçilerin ciğerlerinden gelen öksürüğün, siperlerde göğsünden gelen kanla cansız yatan bedenlerin artık olmaması için tüm çabamız. Biz bu değiliz diyeceğim, biz paylaşmasını bilenleriz, biz sizlerin yüzlerindeki ışığız, gözlerinizdeki parıltıyız diyeceğim. Dostlarım, ne olursa olsun, ne yaşarsanız yaşayın gökyüzüne bakmayı hiç bırakmayın, gözlerinizdeki parıltı hiç bitmesin.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir