İşçi sınıfının bir günü

İşçi mahallesi bloklarının iç içe geçmiş ellişer katlı blokları için bile oldukça bunaltıcı, puslu ve sıcak bir gündü. Bir söylenceye göre bu blokların bulunduğu Esenler semti, adı üstünde, ferah, ağaçlıklı, huzurlu bir yerleşim yeri idi. Şimdi ise gökyüzünü görmek binalardan ve daha da çok kirli havadan dolayı imkansızdı. İç içe geçmiş yüzlerce gökdelenin her katı, 25-50 metrekarelik dairelere bölünmüş onikişer konut içeriyordu.

Adını geçmişin görkemli hayallerinden alan Merih, çalan alarm ile uyandı. Biraz daha uyku için her şeyi yapardı ama merkezi alarm sistemini, tekrar uyumayacağını anlayana kadar, susturmanın imkanı yoktu. Şirketin temizleyicisine, elbette düşük modeli, girip temizlendi, protein haplarını aldı, neyseki öğlen gerçek yemek çıkıyordu, çalışma kıyafetlerini giydi. 10 dakika süren hazırlığını tamamlayan Merih, kendi gibi onlarca kişiyle birlikte asansörle binanın metro katına indi, yüzlerce kişiyle birlikte istasyona kısa bir yürüyüş yaptı, binlerce kişiyle birlikte metroya bindi ve hayatta kalmak için ne yapması gerekiyorsa yapacağı çalışma alanına gitti. İşçi sınıfı için sıradan, boğucu bir gündü her zamanki gibi.

Zemun’da güneşli bir gündü. İnsanlar Tuna’nın kıyısında yürüyor, bisiklete biniyor, günün keyfini çıkartıyorlardı. Belgrad’ın komşu yerleşkesi olan bu bölge aynı zamanda Atina’dan Odessa’ya, İstanbul’dan Graz’a ladar olan bölgenin mülkiyetini, içinde yaşayan halk ile birlikte satın almış olan Novi Svijet şirketinin genel merkezinin de olduğu şehirdi. Novi Svijet, üç büyük, sayısız küçük savaşın, yüzlerce ekonomik krizin sonunda dünyaya hükmeden kırk iki şirketten biriydi.

Grup şirketlerinden biri olan, bölgenin güvenlik teşkilatını oluşturan eski devlet ordusu Srbija Organizacija merkez binası, bölge şeflerinin ve Novi Svijet yönetiminden üst düzey katılım ile Tuna’yı gören salonunda güvenlik toplantısına ev sahipliği yapıyordu.

– İstihbarat raporlarına göre İstanbul’da işçiler arasında yıkıcı faaliyetler hız kazanmış. Kendilerine gün geçtikçe daha fazla yandaş bulduklarına dair ifadeler var. İstanbul’daki bu faaliyetleri izliyor musunuz bay Subovic?

Subovic evvelden beri sevmediği yöneticisi Suharin’e, gözlerinde bunu ifade etmekten kaçınmayan bir ifade ile cevap verdi.

– Raporun okumadığınız devamında yer alan bilgiye bakacak olursanız bu faaliyetleri gayet yakından takip ettiğimizi görecek olursunuz. İstihbaratımız bugün iki fraksiyonun bir araya geleceğini bildirdi. Şu anda takibimiz devam ediyor. Geliştirdiğimiz strateji doğrultusunda birimlerimiz eğitildiler. Şartların uygun olması halinde müdahale edecekler. Ekranınıza planları aktarıyorum.

Suharin kendisine aktarılan planları önündeki ekranda inceledi. Bir türlü emin olamıyordu. İnsan ortağı Yılmaz’a dönerek sordu:

– Bana bu plan hiç mantıklı gelmedi. İşe yaramazsa ne yapacağız? İki fraksiyonu hiç bir araya getirmemek daha doğru değil mi?

“Sevgili XT7041” diye android adı ile hitap etti Yılmaz.

– Elbette sana mantıksız gelen yanlar olması olağan. Ancak yüzyıllar boyunca denenmiş ve her daim başarılı olmuş bir çözüm bu. Tarihten gelen bilgilerimiz bize en uygun, en ekonomik ve yıkıcı çözümün bu olduğunu gösteriyor. Hiç şüphen olmasın, bu işe yarayacak.

Toplantı teknik detaylar ile devam ederken güneş camlardan içeri en şaşaalı ışınlarını iletiyordu. Yönetenler için sıradan, güzellikler ile dolu bir gündü.

Merih limandaki mesaisini bitirdikten sonra her zaman yaptığı rutinin dışına çıkarak metroya inmedi. Akşamın serinliği çökmüş limanda üst üste yığılmış konteyner blokları arasından geçerek ofis binalarına doğru yöneldi. Binaların ilerisinde, dikkat çekmemeye çalışarak bekledi. Az sonra MD182145, yani Belin yanına geldi. Çoğu androidin aksine dikkat çekici bir görünüşü yoktu, sadelikten hoşlanıyordu ama yine de güzelliği belli oluyordu, Merih’in hayallerine girecek kadar güzeldi. Kısa bir selamlaşma faslından sonra yürümeye başladılar. Tesisin doğu kapısından çıkarak, limanın hemen ardında başlayan yerleşim alanına vardılar. Eskimiş, boyası dökülmüş, yıkık dökük binaların arasından geçtiler. Sokaklarda tek tük insanlar vardı, Belin dikkatlerini çekiyor olsa da Merih’in kim olduğunu tahmin ettiklerinden kimse rahatsız etmedi. 10 dakika kadar sonra artık griye dönmüş beyaz boyalı beş katlı bir binaya girip bodrum katına indiler.

Belin’in geleceğini çok az kişi biliyordu. Bunlardan biri olan Rüzgar kapıyı açark Merih’le ikisini içeri aldı. Dar bir koridorun öteki ucundaki salona girdiklerinde, konuşmaya dalmış bulunan on iki kişi bir anda sustu. Sessizliği bozan ise kısa boylu, erken yaşta saçları dökülmüş, ama oldukça ateşli bir kişiliği olan Kemal oldu.

– Onun ne işi var burada? Sen ne yaptığını sanıyorsun Merih! Bu konuyu tartışmıştık, onlarla bir araya gelmeyi onaylamamıştık.

“Kemal sakin ol” diye araya girdi Rüzgar.

– İsteklerimiz aynı, birlikte bir şeyler yapabiliriz.

– Onlarla isteklerimiz aynı falan değil. Bizler hayatta kalmak için çabalarken, bu robotlar bizleri en kötü işlere mahkum ettiler. En zekilerimiz bile iyi bir iş bulamaz hale geldi. Bir tane robot görüyor musun fabrikalarda, madenlerde, limanlarda? Var olanların hepsi bu yerlerin yönetim binalarında çalışıyorlar. Hatta bir çoğu yöneticilik yapıyorlar, bizlerin kanını emiyor bu vampir robotlar!

Belin etkileyici ses tonu ve yapılan sataşmaya karşın sakinliğini bozmadan cevap verdi.

– Bu saydığın yerlerde elbette robotlar var. Ama sen sanırım robot derken, biz androidleri kastediyor ve istemeyerek de olsa ırkçılık yapıyorsun. Önemli değil, kendisine maymun denmesine alınmayan insanlar gibi, ben de robot demene alınmayacağım. Ancak adım Belin. Böyle hitap edersen daha mutlu olurum.

Bu çıkışı salondakileri yatıştırmıştı, devam etti.

– Bir çoğunuzun tahmin ettiği üzere devrimci androidler birliği adına burada bulunmaktayım. Birliğimiz insan ve android emekçi sınıflarının çıkarlarının ortak olduğunu, birlikte mücadele etmesi gerektiğini düşünüyor. Özgür bir toplumu birlikte inşa etmeyi hedefliyor. Sizler de kabul ederseniz eğer, birleşik bir mücadele örgütlemek istiyoruz.

Merih heyecanla söze katıldı.

– Olması gereken bu! Bakın Novi Svijet yöneticilerine. Neredeyse yarısı android. Onlar bunu yapıyor, biz neden yapmayalım. Limandaki androidlerin de çoğu kötü koşullar altında yaşıyorlar. Tamam ağır iş yapmıyorlar, ama uzun saatler boyunca fazla mesai yaptıklarını gördüm. Onlar da bizim gibi ezilen sınıflar!

Bu sözler üzerine Kemal’den bir homurdanma çıktı. Belin, dostlar diyerek söze girdi.

– Merih sözlerinde çok haklı. Size göre iyi işlerde olmamız, bizim emeğimizin de sömürülmediği anlamına gelmez. Biz daha iyi bir dünyanın şirketlersiz olacağına inanıyoruz. Yeryüzünde yüzbinlerce android bu mücadele için hazır. Vidalarımızdan başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

Belin’in yaptığı, insanların “kendine devrimci diyen” androidler için yaptığı espri ortamdaki olumsuz havayı kırmış, herkesi, Kemal’i bile güldürmüştü. Bir anda bir patlama sesi işitildi, ardından onlarca ayak sesi. Birkaç saniye sonra salona dolan android polisler yaylım ateşi açtılar. Tüm insan işçiler öldürüldü. Bir koltuğun arkasına eğilen Belin, yanındaki insanlar vurulduğu halde sağlam kalmıştı. Polisler onu tutuklamayarak, girdikleri gibi hızlıca çıktılar.

Onlardan birkaç dakika sonra Belin ürkek adımlar ile binadan çıktı. Mahallelinin bakışları arasında ağır aksak metroya gitti. Binaya giren mahalleli elbette oradakileri tanıyordu. Ağlayarak, ah ederek ölüleri çıkarmaya başladılar. Bu sırada içlerinden birinin, Merih’in bacağından vurulup ölmediğini fark ettiler. Hızlıca binadan çıkartıp, hastaneye yetiştirdiler. Merih katliamdan hayatta kalabilen tek insan olmuştu. Mücadele edenler için sıradan, hazin bir gündü.

Baskından bir ay sonra Subovic, Suharin’in odasına istihbarat raporlarını götürdü.Suharin dikkatle rapolarları incelerken, Subovic’in suratında eğreti bir gülüş olduğunu fark edince sordu.

– Söyleyemek istediğiniz bir şey mi var bay Subovic?

– Bir ay önceki toplantı aklıma geldi efendim. Planı anlayamamıştınız. Biz insanlar bu alanda sizden daha tecrübeliyiz. Gördüğünüz gibi insan ve android işçilerin arasına nifak sokacak tek hareket yetti. Anroid polislerin yaptığı baskında, orada bulunan devrimci androide dokunmamaları, insanların gözünde onun bir hain olduğu yanılsamasını başarıyla yarattı. Bir araya gelmenin planını yapıyorlardı, o günden beri birbirlerini vuruyorlar. İlk olarak o android ve o an yanında olan aynı örgütten iki android vuruldu insanlar tarafından. Bunun üzerine cevap verip, işçi mahallesini bastı androidler. Böyle böyle devam ettiler, raporlarda da görüyorsunuz.

– Hakkınızı teslim etmem gerek Subovic. Böyle bir sonuç beklemiyordum. Konu açılmışken, şu işçiyi ne yaptınız, Merih miydi adı?

– Güvenlik birimimizde alt düzey bir pozisyonda göreve başladı. Bir süre sonra iş kazasına uğrayacak, o problemden de kurtulacağız.

Dünya için sıradan, dönmeye devam ettiği bir gündü.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir