İnsanların içindeyim, seviyorum insanları #2

Üniversitede okurken -okumak denebilirse- şehir merkezinde kiraların yüksek, evlerin berbat olması nedeni ile anca bir köyde uygun bir ev bulabilmiştim. İstanbulda doğup büyüyen, şehir kültürü ile yaşamış biri için hoş bir deneyim idi. Tabi köy halkı içinde ilginç bir deneyim olduğu kesin çünkü köye bir öğrenci gelmiş, üstelik uzun saçlı, sakallı biri.

Öncelikle söylemem gerekirki köyde iken şehirde olduğundan çok çok daha fazla rahattım. Burada en fazla arkandan merakla konuşulur, genel olarakta yardımcı olmaya çalışılırdı. Tüm zorluklarına rağmen geçirdiğim iki sene bu köy sayesinde bana rahat gelmiş, bitmeseydi keşke dedirtmişti.

İki sene içinde köyde geçirdiğim en komik anılar tabiki çocuklarla ilgili olanlardı. Birçok şey olsada aklıma gelen, kolay kolay unutamayacağım üç tanesini anlatayım.

Devamını oku

İnsanların içindeyim, seviyorum insanları #1

Kendimi bildim bileli Galatasaray’lı olsamda, Alisamiyen’e ilk gidişim 15 yaşımda oldu. İlk defa o tribünlere çıkıp, yeşil sahayı, dolu, hareketli tribünleri görünce bir büyüye kapıldım ve o zamandan beri fırsatlar elverdiğince maçlara gidiyorum.

İlk zamanlarda yeni açık tribünün üst bölümüne giderdim. Yeni açık tribün genellikle maça düzenli gelmeyen, bir kısmı hariç oturarak maçı izleyen bir tribün. Ya ilk sene ya ikinci sene idi tribüne gitmeye başlayalı. Bir maçta boş olan bir yere oturdum. Bir süre sonra 40 yaşlarında bir adam gelip selam kardeş diye oturdu yanıma. O zamanlar tabi maçlara erken girildiğinden bir süre teknik-taktik konuştuk 🙂 Bir yandan tribünleri izlerken bir yandanda her cümlesine “kardeş” kelimesini katmayı becerebilen adamı dinleyerek maçın başlama saatini getirdim.

Devamını oku