Deprem Öyküleri #1 – Kramp

Bacağına bir kurşun saplanmış gibi fırladı yatağından. Bunca yıllık yaşamında ilk defa krampla tanışmanın şoku ile, daha doğrusu ne olduğunu anlayamadan fırladı. Ve hemen ardından karşı konulmaz bir titreme, bütün o günlerin stresi ile birleşti titreme ve gözyaşı olarak aktı yatağın üzerine. Bütün her şey o kadar ağırdı ki, her şey öyle üzerine üzerine gelmişti ki, vücudu da isyan etmişti en sonunda. Karanlık evin içerisinde dolaştı ağrının hala vurduğu bacağına rağmen. İki minik fare, birkaç örümcek dışında yalnızdı soğuk evinde. Tek tek gezdi odaları, her oda da birer dakika durdu, her oda da birer damla gözyaşı harcadı. Dışarıda deli bir yağmur toprağı acımasızca dövüyordu. Yatağının bulunduğu odaya dönüp pencereyi açtı. Bugün bir acı ile kalkmıştı ama günlerdir yaptığı şeyi yapıyordu, gece saat 4’tü ve yine pencerede idi. Derin bir nefes almak ve tekrar yatmak. Bütün hayattan anladığı buydu artık. Bu sefer yağmur ile birlikte aldı nefesini ve mümkün olduğunca sarktı pencereden. Saçlarından süzülen damlalara gözyaşları ile eşlik etti. Artık kendini daha iyi hissediyordu.

Devamını oku

Mutluluk ve Acı

Sessizliği uzaktan geçen trenin gürültüsü bozdu, tek tük ışıkları yanan köyün yakınından geçiyordu. Bu ıssız yolda, gecenin bu saatinde hiç araç geçmiyordu. Çantasını toprağın üzerine koyarak kendini yere bıraktı. Saatlerdir yürüyor, her yanı ağrıyordu.

“Ağrı, acı… Acı ve mutluluk, işte yine yan yana yürüyoruz. Her şey, yaptığımız her şey, sonunda acıyı, hüznü yaşayacağımızı bilsek bile mutlu olmak için. Hayatta kalmak gibi doğal içgüdümüz bizim, mutluluk isteği. Sonunda yalnız kalmak, acı çekmek, dışlanmak pahasına, mutsuzluğu kabullenmek yerine, sistemin dayatmalarına boyun eğmeden, kişisel ahlakımızı, etiğimize bağlanmak, sadık kalmak, bizi mutlu edecek olan işte bu. Ne para, ne kariyer, ne sahip olunan nesneler. Derin derin çekilen temiz bir hava bizim mutluluğumuz.”

Devamını oku

Durağan

İstanbul’da gün batımı en güzel nerede izlenir biliyor musun? Dur cevap verme, aklından bir çok yer geçiyordur eminim. Ama hiç biri değil, İstanbul’da en güzel gün batımı senin yanında izlenir.

Bu sokaklarda ne çok kaybolmuştum, gecekondulardan, lüks villaların olduğu sokaklara, kalabalık sokaklardan, ıssız sokaklara, caddelere açılanlarından, çıkmayan sokaklarına.

Kaybolmuş dolanıyorum sokaklarda

sen beliriyorsun yanımda

beraber kayboluyoruz

tüm o karmaşa, gürültü, yorgunluk

her şey bitiyor, sen kalıyorsun

ilkbaharın müjdecisi bir çiçek gibi

Devamını oku

Bekleyiş

Kapı tam kapanmıyordu, aslında lastiklerden biri de patlamıştı, araç sürekli sağa çekiyor, direksiyonda sürekli sola asılarak gidiyorduk. Kıvrıla kıvrıla yükseliyordu ormanlık dağ yolu. Şehir uzakta, ışıkları görünmez idi, yıldızları bol bir geceydi. Ara sıra yukarılardan bir yerden gelen çaylar yolun üzerinden geçiş yapıyorlardı.

Dışarısı serindi ama yine de bir camı açtım, zaten zar zor duruyordu yerinde, dokununca aşağı indi. İçeriye çam ve toprak kokusu doldu, ışıksız gecenin kokusu olmaz demeyin, o da geldi hemen artlarından. Yol yer yer bozuktu, ortada toprak öbeklenmiş, bazen aracın altına vuruyordu. Direksiyonu bırakıyordum öbeği görünce, araç hemen sağa yanaşıyordu. Bir süre sonra frende kendini bıraktı, durmaya ihtiyacım yoktu zaten, yavaşlamak bundan sonra tek umut oldu. Gece güzeldi…

Devamını oku

Yaşamsal Oy Hakkı

1. Bölüm

Sintala, güneşin ilk ışıkları ile uyanıp hazırlanmaya başladı. Bugün aktif bir gün olacaktı. Dünyadaki tüm gençler gibi kendisi içinde önemli bir yaşa ve yıla giriyordu. Yirmi yaşına girişini elbette kutlamalıydı. Arkadaşları akşama onun için bir parti düzenleyeceklerdi.
İlk iş olarak, posta kutusuna bırakılmış olan parti broşürlerini almak için dışarı çıktı. Kendini bildi bileli partiler çeşitli propaganda materyalleri gönderiyorlardı. Küçükken şeker paketleri üzerinde cicili bicili şeyler, daha sonra bir yere ait olma hissiyatı veren sloganlar ve resimler içeren kağıt vb. şeyler. Son iki yıldırda broşürler düzenli olarak gelmekteydi. İktidardaki liberal “Yeni Düzen Partisi”, “Ekolojik Kapitalizm Partisi”, “Birleşik Komünist Parti”, farklı dinlere inananların kurduğu “Muhafazakar Birlik”, sosyal demokrat “Yaşam Partisi”… Belli başlı partilerin broşürleri gelmişti. Bunlar yanında sayısız ufak tefek parti tanıtım broşürleride vardı..
Bahçe duvarında bir sürpriz de vardı; sprey ile duvara yazılmış büyük bir “OY KULLANMA” yazısı… “Aptal insanlar, her şeyi çok iyi bildiklerini düşünüyorlar” diye geçirdi içinden. “Yaşamsal oy hakkı için ne mücadeleler verildiğini, bunun için kaç insan öldüğünü bilmiyorlar…” Bu tipler hep eğitim sisteminin yetersizliğinden kaynaklanıyordu. Üç yıllık “siyasal bilgiler” ve “oy hakkı tarihi” dersinin yetersiz geldiği açıktı, dersler en az beş yıl olmalıydı.

Devamını oku

Yaşamda bir zaman

1.Bölüm 
Aslında bilemiyorum neden yazmaya karar verdim.. Büyük ihtimalle bu yazdıklarım kimseye ulaşamayacak, onlar tarafından bulunup, yokedilecek. Bulunmasa, yaşamda bir zamana erişse bile kimsenin bu yazılanları ciddiye alacağını sanmıyorum. Delinin birinin uydurduğu düşünceler olarak görülür. Belki herif ne güzel bir öykü yazmış bile denebilir. İnansalar ne olur ki.. Onlarda benim düştüğüm bu boşluk içinde kaybolurlar. Belki temasa geçmeye çalışırlar onlarla. Benim tahminler yürüttüğüm cevapları öğrenebilirler belki, bir işe yaramayacak olsada.. Ne olursa olsun; kendi içimi rahatlatacağım en azından. Neden yazmadım diye, neden yazmıyorum diye geçireceğim yıllardansa, deli olarak anılmayı tercih ederim.

Çocukluğumdan beri büyük ilgi duyuyordum fizik kuramlarına. İmkansız denilenlerin başarılabileceğini ispatlayan örnekler azmide arttırıyor. Ütopik düşün, ütopik öl.. Okul defterlerimin başına yazdığım bu cümlenin (esasen başkada bir şey yazmazdım), bir gün gerçek olabileceği aklıma gelmemişti hiç. İtiraf edeyim, kızlar bayılıyordu bu tip saçmalamalara, o yüzden yazmıştım. Neyse karıştırmayayım fazla.

Devamını oku

Yara

Yaralı mısın dedi. Yaram çok dedim, kapanmayacak kadar çok, açtım tüm yaralarımı, görmek istemedi. Ya sen dedim, yorgunum sadece dedi. Sessizce ağlamaya başladı, yaralarım sızladı. Ağlama dedim, hepsi geride kaldı. Tek tek öptüm yorgun yerlerini. Sızılarımı unutup kendimi verdim, bir kere olsun ah etmedim. Nasıl edeyim, ağlıyordu.

Çiçekler büyüttüm, umutları toplayıp yoluna serdim. Uykularımı biriktirip ona verdim, uykusuz kaldım. Sızlayan bir yaramı öptü, mutluluktan ağladım. Sımsıkı sardım, zarar görmesin diye, mutlu olsun diye. Oldu…

Bir gün büyüttüğüm çiçeği kopardı, bir yanım sızladı. Fark etmedi bile. Ardından kalbimin orta yerinde hançerini unuttu, çok mutluydu, fark etmedi. Fark etmedi, tüm yaralarım tekrar kanamaya başlamıştı. Yaralıydım, artık onun yorgunluğunu da almıştım. Çok yorgundum, kanıyordum.

Sonra sardunyalar da kurudu. İşte o zaman uzandım yere, eski püskü halının üzerine, uzandım ve ağladım hıçkıra hıçkıra.

Devamını oku

Gidin

Sarı nehrin suları ağır ağır akıyor, üzerinde belki henüz yeni yola çıkmış, belkide kilometrelerce yol katetmiş her çeşit ağacın yaprakları salına salına ilerliyordu. Rüzgarın hafif, çok çok hafif esintisi ile hızını arttırdı evinden kopmuş gürgen yaprağı. İçinde ağacından ayrılmanın verdiği keder ve bilinmeze gitmenin verdiği korku. Her bir miliminde coşku ile soluduğu rüzgarların verdiği canlılık, uğradığı saldırıların verdiği yıpranmışlık ve yine bunlara karşı verdiği direnişin olgunluğu vardı.

Devamını oku